29 Ocak 2008 Salı
...
bilmemenin, yabanci olmanin ne demek oldugunu o donem ogrendim.
simdi ise, ucak alcalmis ve ingiltere'ye yukaridan bakiyorken, 'eve geldim' diye geciriyorum icimden.
mutluluktan meksika halk sarkilari caliyor icimde.
havaalanindan cikmis, yaklasik 2 saat surecek tren yolculuguna baslamisken, nasil da huzurlu hissediyorum kendimi. bilmek, kendimi iyi hissettiriyor.
tren biletini alirken 'ne kadar' diye sormuyorum, ya da 'hangi trene binmeliyim', 'hangi durakta inecegim' diye endiselenmiyorum, gidecegim yeri biliyorum. yiyecek bir seyler alirken hazir sandvicler arasinda hangisini en cok sevdigimi, yaninda hangi gazeteyi alacagimi onceden biliyorum.
boyle kucuk seyler nasil da etkiliyor nasil hissettigimi. gulumsuyorum.
insan ne kadar bilirse, yabanciligi o kadar azaliyor. yabancilik azalinca, evinde hissettigi, burali olmayla ilintili huzuru yakalayabiliyor (burali olmakla, buraya ait olmak karistirilmamali ama. ikisi her zaman ayni sey degil. ve ikisi arasindaki fark kimileri icin onemli bir anlam ifade edebiliyor).
dun, yine biraktim ingiltere'yi. 'kisa surede gorusmek uzere' deyip, buradaki evime dondum. burasi biraktigim gibi, her yer bembeyaz. kar yagiyor, gecen haftasonundan beri simdi kuzeye yonelmis bir firtina varmis.
olsun dedim, ben de senin beyazligini severim.
bu bembeyazligin da kendine ozgu bir huzuru var. ama baska iste.
burada hissettigim huzur, kucukken filmlerde gordugum dag evlerinin icinde yasanan huzura benziyor. hani kirmizi perdeli ahsap bir evde, pencereden, yagan kar gorunur. iceride, somineden gelen citirtilar duyulur. sen somine onundeki kanepede, los isikta, kucaginda battaniye kitap okursun. fonda da norah jones ya da jack johnson calsin.
buradaki huzur, bu tablodakini animsatiyor. en azindan simdilik. belki tanidikca, dilini konustukca baskalasacak anlami.
bu huzur ile bir once anlattigim huzur birlestiginde nasil da huzurlu olur ama hayat, degil mi?
17 Ocak 2008 Perşembe
i will survive...
kendime de kiziyorum, yeteri kadar kinci olamadigim icin; her seferinde kesip atacagim dememe ragmen kimseyle kus kalamadigim icin. dayanamiyorum kus olmaya, istiyorum ki ortada kotu birsey kalmasin. her sey guzel olsun, biz guzel olalim.
istiyorum ki eskiden birlikte sarki soyledigimiz gunler gibi olsun.
o gece en sevdigimiz cafede oturup konusurken, sen hayatinin asil detaylarini es gecip isten gucten, ekten puften bahsediyorken bana, anladim, kizgindin hala, tavirliydin.
oysa bu tavrina ragmen nasil da guzel gulumseyebiliyordun.
o gece ben, 'kizmiyorum kimseye, iyi bir insan olmak kolay degil' dedigimde, sen, 'bence kolay' dedin. o an hatirladim, iki kardes gibi buyumus bizler nasil da farkliydik birbirimizden. sen hep kendinden emin, bilmis bilmis dolanirken, benim kafam hep acabalarla, soru isaretleriyle doluydu. gerci hala oyle ya...
ama dert degil, iyiyim ben boyle; hem ogrendim ki en cok yanilanlar en cok emin olanlar oluyor.
sana ne kadar yanildigini soylemedim en son yazismamizda. sen beni suclayan onca seyi siralamisken verecek cok cevabim vardi oysa. cevap vermedim cunku derdim hakli olmak degildi. o yuzden 'ne olduysa oldu, bosverelim' diyordum sana. sense, bunu bunu yaptin diyordun bana.
soylediklerin arasinda dogru olanlar da vardi, yanlis bildiklerin de, yanlis yorumladiklarin da. ama cevap vermedim soylediklerine. senin nasil da uzulmedigini gordukten sonra bir onemi yoktu. bir de istemedim, agiz dalasina girmis gibi olmayalim dedim. daha da kotu olmasin diye savunmadim bile kendimi.
benim suskunlugum senin hakliligin olacak simdi. bunu da dusundum. ama sorun degil dedim. hakli olmak degildi derdim. iyi olalim istedim.
bunlari yazarken aklimda calan sarki cok daha baskaydi. "Sen hep benim yanımdasın" diyordu. ama sonra daha neseli seyler dinlemek istedim.
bu sarkiyla cok daha farkli bir anlam kazandi bu yazi. ben bunu daha cok sevdim. universite yillarimda nasil da ust uste dinlerdim bu cover'i. simdi o yillara goturdu beni, ve yine guzel hissettirdi. bu sarkidan sonra albumun geri kalanina devam edecegim ... bazi dostluklar zamana yenilmiyor.
hep sevgimle
14 Ocak 2008 Pazartesi
Oslo - part 2
Oslo turumuza kaldigimiz yerden devam ediyoruz. Bu turumuzda ilk duragimiz Nobel Baris Merkezi (Nobel Peace Center).
Nobel Baris Odulu, Norvec Nobel Komitesi tarafindan Oslo'da veriliyor. 1901'dan bu yana verilen odulun 2007 sahipleri kuresel isinmaya dikkat ceken calismalarindan oturu BM bunyesinde calisan Uluslararasi Iklim Degisimi Kurumu (Intergovernmental Panel on Climate Change) ve eski ABD baskan yardimcisi Al Gore idi.
Bugun, Baris Komitesi'nin merkez binasi bir muze gibi degil de, savas, baris ve uluslararasi catismalarin cozumune yonelik tartismalar, seminer ve sergiler icin ortak bir bulusma yeri olarak kullaniliyor.
Viking Gemileri Muzesi (Vikingskipshuset)
Baristan soz ettikten sonra belki biraz abes kacacak ama bir sonraki duragimiz savasci Vikingler ve Viking Gemileri Muzesi (Vikingskipshuset). Birazcik tarihi bilgi vermek gerekirse, Viking Donemi, 800-1050 yillari arasi kabul ediliyor. Denizcilikte usta olan Vikingler, hizli ve kolay manevra yapabilen gemiler insa etmis ve bunlarla dunyanin pek cok yerine gitmisler. Donemin daha 9 ve 11. yuzyillar arasi oldugu ve bu gemilerle Amerika'ya gidip geldikleri dusunulurse, ne denli usta denizci olduklari daha kolay anlasilabiliyor. Vikingler, ozellikle Avrupa'nin bati kiyilarinda teror estirmisler.
Muzenin basrol oyunculari, 2 sahane Viking gemisi. Ucuncu geminin ise yalnizca kalintilari sergilenmekte. Altta gorulen, Oseberg Gemisi, 9.yy'dan kalma ve 22 metre uzunlugunda.
Oslo'da yeme-icme
Oslo gezimiz uzerine yazacaklarimin sonuncusu ise yeme-icme uzerine. Norvec mutfagi dendi mi akla ilk gelen elbette balik. En geleneksel Norvec yemegi ise somon fume. Diger cesit baliklarin yaninda geyik, kuzu ve ordek eti de Norvec mutfaginin klasiklerinden. Ancak her kultur gibi modern Norvec mutfagi da uluslararasilasmadan nasibini aliyor. Bugun Norvec restoranlarinda pizza, makarna gibi yemeklerin cesitliligi klasik Norvec yemeklerini koseye kistirmis durumda.
Fiyat konusunda ise Norvec cep yakan bir ulke. En pahali ulkeler listesinde bir kac kere ilk sirada yer almis. Mutevazi deneyimlerim maalesef bu arastirmalari dogrular nitelikte.
Norvec mutfagindan bahsediyorum ama biz kari-koca Meksika mutfagi asiklari olarak, Oslo'daki son gecemizi bir 'Mexican Night-Out'a cevirmeye karar verdik:). Yolu Oslo'dan gecenlere, "3 Brødre" ve 'quesadilla'lari siddetle tavsiye olunur.
Hani Istanbullular Bursa'ya kebap yemeye giderler ya, ben de Oslo'ya quesadilla yemeye gitsem yeridir, o kadar yani.
4 Ocak 2008 Cuma
Oslo 1 - Sehir merkezi
sehir gezmesi dendi mi, acimasisiz biz, sabahtan gec saatlere kadar gezeriz. bir sehri gezmenin en iyi yolu yurumek oldugu icin de, canimiz cikana kadar degil, gun bitene kadar yururuz. canimiz, gun bitmeden evvel cikmissa sayet, aldirmadan yurumeye devam ederiz.
en cok trenle seyahati severim. bu yuzden oslo'ya trenle gittik. yukarida gordugunuz trenin, 467 no'lu vagonunda, 20 numarali koltugunda oturuyordum. ben sirf mesafe uzun oldugundan yolculuk 5 saat suruyor saniyordum. oyle degilmis. tren rahat olmasina rahat ama Ingiltere'de alisilmis turde hizli degildi. bu benim icin bir avantajdi, boylece bolca fotograf cekebildim. yanima iki kitap almistim, gidis-gelis 10 saat diye. ama etrafi seyretmekten, her seyin fotografini cekmekten, ic gecirmekten pek vakit kalmadi. zaman nasil gecti anlamadim. tren o denli rahat, gorduklerim de o denli guzeldi ki, yolculuk bitmesin, biz trenle devam edelim istedim. trende etrafi seyrederken fark ettim, norvec bir doga harikasi.
elimde o kadar cok fotograf ve aklimda bahsedilecek oyle cok sey var ki, neyi nasil anlatayim diye dusunuyorum. herseyi bir yaziya sigdirmak cok zor. elbette bazi seyler elenecek, pek cok sey tek bir cumleye sigdirilacak ve hatta bu seyahat bolumlere ayrilarak anlatilacak. ama illa ki bir noktadan baslanacak. o nokta da Oslo sehir merkezi olsun.
oslo'nun merkezi ve en onemli caddesi, Karl Johans Gate. Cadde, ismini donemin Norvec ve Isvec Krali Karl Johan'dan almis. tum ulkenin en onemli enstituleri bu cadde uzerinde yer aliyor. Norvec Parlamentosu (Stortinget), Milli Tiyatro (Nationaltheatret), Oslo Universitesi ve caddenin sonundaki Kraliyet Sarayi (Slottet)... Milli Galeri (Nasjonalgalleriet) ve Tarih Muzesi (Historisk Museum) gibi diger onemli noktalar da caddeye paralel sokaklarda yer aliyor.
Nasjonelgalleriet gezinin en guzel noktalarindan biriydi. oldukca zengin bir koleksiyona sahip galeri, ozellikle empresyonizm ve romantizm akimlarina vurgu yapiyor. Edvard Munch, J.C. Dahl, Harald Sohlberg, Christian Krohg gibi taninmis Norvecli ressamlarin yani sira Edouard Manet, Claude Monet, Paul Cezanne, Auguste Renoir, Pablo Picasso, Amadeo Modigliani gibi dunyaca unlu daha nice ressamin calismalari galeride sergileniyor.
Nasjoneltheatret de Norvec drama tarihinde onemli bir yere sahip. bina 1899 yilinda, Norvec'in en unlu oyun yazari Henrik Ibsen'in bir oyunuyla hizmete acilmis. barok tarzda tasarlanmis, etkileyici bir mimariya sahip. bu anlamda, donemin diger Avrupa tiyatrolari ile benzer mimari ozellikler tasiyor.
Nasjoneltheatret
Karl Johans Gate'in orta noktasina dogru, Studenterlunden denen bir park alani var. burasi yazin gecit torenleri icin kullaniliyor. kisin ise, parkin ortasina buz pateni pisti kuruluyor. doga sartlarinin uygunlugundan, norvecliler daha ilkokulda paten kaymayi ogreniyorlar. goruyorum, ilkokul cocuklari beden egitimi derslerinde, kaya kaya buz pistine cevirdikleri okul bahcelerinde buz pateni yapiyorlar. oslo'da, muzik esliginde paten kayan buyuk ve kucukleri izlemek bile cok eglenceliydi.
Karl Johans Gate'nin tepe noktasi Kraliyet Sarayi. aslinda ben saraylari sevmem, cunku abartiyi sevmem. ancak bu sarayi gorunce biraz sasirdim. Norvec Sarayi, diger saraylardan farkli olarak disaridan oldukca sade bir goruntuye sahip. en onemlisi de, etrafinda cok buyuk bir koruma kalkanina sahip olmadan, kolayca ulasilabilir gibi durmasi. sarayin iki yanindaki park da halka acik. inanin, amerikan konsoloslugu'nun etrafinda daha ciddi bir koruma var. Norvec Kraliyet Ailesi hakkinda alcak gonullu ve halka yakin insanlar olduklari soylenir, belki bu yuzdendir diye dusundum, bu abartisiz ve halkin yaklasmasina izin veren koruma anlayisi.
Kraliyet Sarayi, Karl Johans Gate'in tepe noktasinda, caddeyi on cepheden gorecek sekilde yer aliyor. bu fotografta saray tam arkamda, onumde ise cadde goruluyor.
Karl Johans caddesini birakip sehir merkezinin dogu kiyisina gittigimizde ise deniz kenarina variyor ve unlu Oslo fiyortlarini goruyoruz. dik kayaliklarla cevrili dar ve uzun koylara, fiyort deniyor. Norvec, fiyortlariyla unlu bir ulke, hatta ingilizce'deki fjord kelimesi, Norvecce'den gelmekte.
deniz kenarina vardigimizda saat 16.30 idi. gunes, gokyuzu ile vedasini tamamlamak uzereydi.
deniz kenarinin ozellikle yaz aylarinda sehrin en populer yeri haline geldigi cok belli. alisveris merkezleri, cafeler ve restoranlar yanyana dizilmis, fiyortlara bakiyorlar.
deniz kenarinda yururken, norvecliler'in deniz ile olan askini ve balikciligin norvec gunluk hayatindaki yerini daha iyi anliyorsunuz. norvec hakkinda bir yazi, bir deniz feneri fotografi olmadan tamamlanamazdi. bu fener de, oslo deniz kenarinda yururken karsiniza cikan hos yapitlardan sadece biri.
bir sonraki: nobel peace center, viking gemileri ve Oslo'da yeme-icme.
28 Aralık 2007 Cuma
bir Christmas daha boyle gecti... ve mutlu yillar!
son alti yil benim icin onemli gunlerin onemlerini yitirdigi bir donem oldu. yurtdisinda oldugumdan beri ne Turkiye'deki bayramlari kutluyorum, ne de bulundugum ulkenin bayramlarini sahipleniyorum. bayram demek artik resmi olarak tatil demek benim icin. cocuklugu kalabalik bayram kutlamalariyla gecmis biri olarak bu durum elbette uzuyor beni. ama icimden baska turlu davranmak da gelmiyor. bayramlarda ailemi arayip buradaki gunluk hayata devam ediyorum. buranin bayramlarinda ise oylece diger insanlari izliyorum.
Christmas neyseki kutlasaniz da kutlamasaniz da herkesi icine alan, sarip sarmalayan bir donem. Insan, isil isil suslenmis evlere ve sokaklara kayitsiz kalamiyor, etrafindaki Christmas cilginligina kendince dahil oluyor.
Christmas kutlamalarinin merkezi sehir merkeziydi (Sentrum). Suslenmis cam agaci, bir haftaligina Christmas icin kurulan pazar ve ellerinde koca koca paketlere ragmen hala cilginca alisveren yapan insanlar, sehre alisik olmadigi bir hareketlilik katiyordu... ve farkinda olmadan benim de icimi isitiyorlardi.
kucuk kucuk kuluberiyle pazar yerinin verdigi goruntu cok hostu. ancak sunulan urunlerin cesitliligi oldukca zayifti. sus esyalari, mumlar, giysiler, sapkalar standlardaki bir kac urundu.
karanlikta kulubelerin goruntusu cok daha hostu.
benim favori standim ise bu tatli Norvecli kadinin ev yapimi soslariyla dolu olandi. ben kendime bir kavanoz feslegenli sos aldim.
bir de keceden yapilmis ev terlikleri... almadim ama renklerinin guzelliginden fotograflarini cektim.
Christmas icin kurulmus ozel kulubelerin disinda bir de her haftasonu kurulan bir pazarimiz var, yine sehir merkezinde ve islek caddelerin birinde. bu cadde ayni zamanda en cok isiklandirilan caddelerden biri olmus, kalplerle suslenmis. koseyi donup caddeye girince kucuk bir saskinlik gecirdim. isiklar goz aliciydi.
sehir merkezindeki tum buyuk caddeler ayni sekilde suslenmisti.
ara sokaklarin susu ise buyuk caddelere nazaran daha bir mutevaziydi...
dukkan camlari da Christmas suslemerinden nasiplerini almis elbette..
ah bir de Christmas koromuz... cantanin icine para atip sepetten de bir mandalina aliyorsunuz... afiyet olsun.
Christmas gecti gitti ve simdi geriye yeni yil heyecani kaldi. dilerim yeni yiliniz bu fotograflar gibi isil isil ve sicacik; sevdiklerinizle gecireceginiz bir yil olsun. Mutlu yillar!
21 Aralık 2007 Cuma
yeni yil planlari
1. dogru saatte yatip dogru saatte kalkilacak, yarasa gibi yasanmayacak.
2. daha az endiselenilecek, daha pozitif olunacak. hersey olumlu tarafindan dusunulecek. bu bazen kendini kandirmak gibi gorunse de, evet, oyle yapilacak.
3. hersey planlanmaya calisilmayacak. planlar tutmuyorsa hayat akisina birakilacak ve bu kotu birseymis gibi algilanmayacak.
4. ucuncu madde, dorduncu madde icin asla, hic bir sekilde, kati suretle gecerli sayilmayacak. daha duzenli, disiplinli, caliskan ve uretken bir ogrenci olunacak.
5. daha az duygusal olunacak. ota boka aglanmayacak.
6. bitmis arkadasliklar, dostluklar geride birakilacak, kafadan atilacak, uzerinde evirip cevirip dusunulmeyecek.
7. artik hak edene hak ettigi cevap verilecek. 'uzulurlerse' diye dusunulmeyecek. ara sira da olsa goz karartilacak ve bencillikler, hipokratliklar insanlarin yuzune vurulacak, 'oh be' deyip rahatlanacak.
8. karara baglanmis konular uzerinde daha fazla dusunulmeyecek. verilen kararin her zaman en dogru karar oldugu benimsenecek.
9. norvecce gunluk hayatta kullanilmaya baslanacak. guven duygusunun azligindan konusmamazlik edilmeyecek, ediliyorsa oturup daha sIkI calisilacak.
10. kayak ogrenilecek.
11. flamenko ogrenilecek.
12. hobilere agirlik verilecek: fotograflar arsivlenecek, resme daha bir odaklanilacak.
13. yeniden bir kopek sahibi olunacak.
14. sevdiklerimiz daha sIk aranacak.
15. bu listeye sadik kalinacak.
8 Aralık 2007 Cumartesi
Mim: hakkimdaki 7 gercek
annemin sakiz sardunyasi. konuyla ilgisi olmayip, etrafi guzellestirsin diye konmustur. hakkimdaki 7 gercek diye bir baslik atinca sanki bugune dek yalan soylemisim de simdi dogrulari acikliyormusum gibi bir hava esti. hic heveslenme sevgili okur, oyle sansasyonel bir yazi olmayacak bu, nerede bende o malzeme? Sevgili ArchiSugar'dan bana gelen mime cevaptir bu: Hakkimdaki 7 gercek.
1. ben surekli olarak akli karisik biriyimdir. bir diger yazimda azca bahsetmistim, birbiriyle celisen isteklerim vardir, bunlar da beni surekli bir kararsizliga, kafa karmasikligina iter. en ufak konuyu bile ciddiye alma huyum, en basit kararlarda bile kararsizliklara dusmeme neden olur. ben nefret ederim bu huyumdan.
2. sosyoloji alaninda doktora yapiyorum ve daha iki senem var (ya da en azindan iki).
3. ben aslinda yola gazeteci olmak icin cikmistim. iletisim fakultesi, gazetecilik bolumu mezunuyum, ve bir sure buyuk gazeterimizden birinde muhabir olarak calistim. kanimca basarili bir muhabir olmama ragmen bu surec hayatimda yasadigim en buyuk hayal kirikliklarindan biridir. anladim ki basinin bu denli itibar kaybetmesinin bir nedeni var.
gazeteciligin bana en zevkli gorunen kismi kose yazarligidir (bu isi yapanlara gazeteci demek biraz haksizlik, meslegi asil yapanlar muhabirlerdir cunku). ancak anladim ki o noktaya gelmek icin ya camiada beni bu yere tasiyacak bir tanidigimin olmasi gerek (hasan pulur'un gecen sene yarattigi buyuk bir polemik vardi), ya da benim yillarimi bu surece katlanarak gecirmem gerekecek. karar verdim ki hayat cok degerli; bana birsey katmayacak insanlarin yaninda harcanamayacak kadar hem de.
kizgindim, bu denli onemli bir is yapan bu insanlarin, bu denli sig ve yuzeysel olmalarina karsin kizgindim. ve daha onemlisi, hayatin guzel ve kaliteli yasanmasi gerektigini dusunuyordum. hayatimi benden alacak bir meslege degil de, bana surekli birseyler katacak bir alana yonelmem gerektigini anladim. yeni bir yol cizdim kendime.
4. kararsiz bir insan olmama ragmen gozumu kararttigim anlar da oluyor iste boyle.
5. dusundum, benim gazeteci olma nedenlerimden biri yazarken duydugum zevkti. o zaman dedim, ya yazar olurum, ya da akademisyen. ikinci sikka yoneldim (hemen degil ama, arada metin yazarligi gecmisim de var). ve dogrusunu soylemek gerekirse, ikinci sikka karar verirken, aklimda hala gazetecilik vardi. belki diyordum, alanimda uzman olduktan sonra o konuda yazilar yazarim bir gazeteye.
6. bes sene ingiltere'de yasadim. ingiltere'yi cok sevdim, bize karsi hep iyi davrandigi icin (buradan vefali bir insan oldugum ipucunu da veriyorum), bir de karakterli bir ulke oldugu icin. ingiliz kibarliginin bir kli$eden ibaret olmadigini, icinde yasar iken degil de baska kulturleri tanidikca anladim.
norvec'te bulundugum sureden beri ise, hayati basit yasamanin kolayligini fark ediyorum. bu insanlar kutuphanede corapla dolasiyor, elle yenilebilecek herseyi elle yiyor, evimin onunden cesit cesit kizaklari ile geciyorlar ya, hosuma gidiyor.
tum bunlarin yanisira asil asik oldugum ise fransiz kulturu ve yasam seklidir. hayatin guzelligini ve hayatta zevk almaktan daha onemli birsey olmadigini anlatir bana fransa, kibirli insanina ragmen.
7. son bilgi; doktoraya basladigimdan beri oldukca stresli, endiseli ve huzursuz biriyim ben. ama disaridan caktirmam. olan biten icimdedir.
Fulya, gordum seni, cik... SOBE!