28 Nisan 2011 Perşembe
nasılsın?
ay nerde doğsa oradaydık
dallarda zerdali çiçekleri
savrulup gider rüzgar esince
bütün bir bahar böyle geçti
anlardım aklından geçenleri
sustukça konuştuk sanki
sevdaymış meğer o içimizde
yıllardır uyuyan deli
sessizlik sensin geceleri
fincana kahve koydum gel
bugün şeytana uydum gel
ay doğdu dağın üstünden aman aman
dallarda beyaz çiçekler
döndüm gecenin karasına
artık kimse kıramaz beni
o kül gibi deniz o sessiz kız
kayıp bir sandala binip gitti
ne sen söyledin derdini
ne ben sevdiğime inandım
unut geçen eski günleri
bunca yıl sonra nasılsın
anlardım aklından geçenleri
sustukça konuştuk sanki
sevdaymış meğer bu içimizde
yıllardır uyuyan deli
sessizlik sensin geceleri
fincana kahve koydum gel
bugün şeytana uydum gel
ay doğdu dağın üstünden aman aman
dallarda beyaz çiçekler
20 Nisan 2011 Çarşamba
Bahar Manifestosu
| bahar güzeli, japon kirazı |
Madem ki bahar, öyleyse vakit yenilenme vaktidir. İster aynı yolda devam et, ister yeni bir yol haritası çiz, ama baharla birlikte yenilen.
Yolun sonunda varılacak bir nokta değil, yolun ta kendisidir dedik hayat. Öyleyse yolun keyfini sür. Bazen ağır ağır demlenerek, bazen aşka gelip serpilerek... Ama illa ki anlamaya çalışarak yolda devam et.
Kopya çekmeden, başkasının cevapları seninmiş gibi yapmadan, kendi sorularına kendi cevaplarını ara. Yüreğine iyi gelenlerle ol.
Yüreğin yorulur gibi olduğu zamanlarda şiirlerden, şarkılardan, türkülerden güç alarak, umudu kaybetmeden, sevinci yitirmeden devam et. Bazen susup izleyerek, bazen dile dökerek, bazen düşüp kalkarak, bazen akıntıya karşı durarak, bazen kabullenip oluruna bırakarak...
Madem ki bahar, öyleyse vakit, sevme vaktidir. Yolda olmayı, yolun kendisini, getirdiklerini, götürdüklerini, getireceklerini sevme vakti.
Sevinci, umudu, hüznü sevgiyle harmanlayıp, yola koyulma vakti.
6 Nisan 2011 Çarşamba
kalbim sen bana söyle
O günü görmek için sade bekleyeceğiz,
Göreceğiz bir sabah yeşil tomurcukları.
Hazırlanıyor gibi, gökyüzü, ufuk, deniz,
Bir sabah dökülecek baharların baharı.
Bu bahar yalnız mesut günler taşımaktadır,
Başbaşa kalacağız kenarında bir suyun,
Göz alabildiğine yeşil uzanan çayır,
Bir saadet içinde sessiz otlayan koyun.
Bu bahar güleceğiz en içten bir sevinçle,
Bir melek ordan bize uzatacak elini.
-Beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle.
Ümitlerin en güzelini!..
Ziya Osman Saba - Baharı Beklerken Yazılmış Şiir
31 Mart 2011 Perşembe
Günlerin, ayların, mevsimlerin ardı sıra yeniden gelmesi gibi, Çetin’in her seferinde Ender’e yemeğin nasıl olduğunu sorması gibi hayat... “hayat tekrarlardan ibarettir” diyordu ya Ender, işte burada da öyle.
Ama sorun değil. Severim ben rutinleri, alışkanlıkları, bildik şeyleri. 11 kahvelerini, 5 çaylarını sevdiğim gibi severim. Sakinlikle, huzurla, bağlılıkla bir ilgisi var rutinlerin. Heyecan yoktur belki ama bilmenin rahatlığı vardır. Gözünü kapatıp sırtını yaslayabilirsin.
Bilmek demişken, bir insanı bilmek de ne güzeldir.
Bilmek güzel de, alışmak sakıncalı ama, di mi blog?
Nereye kime alışsan ayrılıyorsun. Yalan mı?
bu aralar bu konuyu düşünüyorum blog: "bir insanı bilmek". mümkün mü? devam edelim yine sonra. bi ara..
26 Şubat 2011 Cumartesi
Fazla sosyalleşmenin bir yan etkisi var. Konuşulan her kelime kafamda kalıp gürültüye dönüşebiliyor. Fazla seslerden sebep düşünemez hale gelebiliyorum.
Gazetede "boşlukta durup sükunetle düşünmek" satırlarını okuyunca bana neyin iyi geldiğini hatırladım. Bardağıma çilek ve ahududu çayımı koyup çıktım... Huzur aynı yerde bekliyordu.
Şu an her şey ne kadar sakin. Sadece kuşların ve rüzgarın sesi var.
Tanrım, ne kadar güzel. Teşekkür ederim.
17 Şubat 2011 Perşembe
"I Want You"
Bir arkadaşım, daha iki hafta evvel, 3 yıllık sevgilisiyle evlilikten konuşuyordu, erkeğin isteği üzerine. Bu hafta ise ayrıldılar, yine erkeğin isteği üzerine. Kız şu an paramparça. Ciddi bir hastalıktan yeni çıktı, kontrolleri hala devam ediyor, ama şimdi yaşamak için motivasyonum kalmadı diyor. Elbette geçecek bu haller ve o hayatına devam edecek. Ama çok zor, birinin diğerinin hayatını bu kadar kolay değiştirebilme gücüne sahip olması ve en hazırlıksız anında karnına yediği bu yumruk ile ayakta durmak çok zor.
...
Bu şarkıdaki aşkın sevgi ve nefret dolu hali bana çok gerçekçi geliyor. Hele Elvis Costello'nunkinden ziyade Fiona Apple'ın yorumu, gerçekliği daha da artırıyor.
Fiona aşık bir kadın olarak başlıyor söylemeye. Başladıktan bir dakika sonra ise bir çizik atılıyor şarkıya... ve kadının kafasına. Buradan itibaren kalbi kırık bir kadının kızgın ve tehlikeli halini çok güzel sahneliyor. Her satırda aşk ve kızgınlıkla sarf edilen sözler, ve her satır ardından tekrarlanan i want you dizesi, severken onu öldürebilecek kadar kızgın olabilmeyi daha iyi anlatamazdı. Ve Fiona bunu öyle güzel sahneliyor ki, sanki söylerken her kadının intikamını alıyor.
Bir dönem çok severdim bu şarkıyı. Şimdilerde ise benim için fazla depresif. Huzuruma dokunuyor. Bir kere dinleyip, yeniden hayran kalıp, kapatıyorum. Ama etrafımda kolayca harcanmış aşk hikayeleri duydukça, aklımda hep bu şarkı çalıyor.
7 Şubat 2011 Pazartesi
not defteri
Not Defteri'ni (the notebook) izlemiştim. Ardından film hakkında konuşuyorduk.
"Yok böyle şeyler, yalan" dedi.
"Neye inanırsan öyle yaşarsın" dedim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)