29 Ekim 2007 Pazartesi

bir kac fotograf


Trondheim'da eski balik ambarlari, bugunun evleri ya da restoranlari olarak kullaniliyor.



Dramatik bir gun!




Cehennem'e gider :)



Dun yaptigim pizza (Endiseli Peri'nin tarifiyle. Tesekkurler Peri).

19 Ekim 2007 Cuma

187. safya



Sevgili Yasemin ve Fulya'dan geldi bu sobeler. okudugum kitabin 187. sayfasi...

su an okudugum kitabi keyif icin degil de ders kitabi olarak okuyorum. Norman Fairclough'un Discourse and Social Change (Diskur ve Sosyal Degisim) adli kitabi. Benim bu kitabi okuma nedenim, Fairclough'un diskur analizi hakkinda bilgi edinmek.

diskur analizi, yazili ya da sozlu olarak dil kullaniminin incelenmesi demek. neden onemli? cunku sosyal gercekliklerin dilde, yani diskurda yaratildigi soyleniyor. toplumsal esitsizlikler ve farkliliklar diskur icinde sekil aliyor. tabi bu karsilikli bir iliski. daha sonra diskur da toplum tarafindan yeniden sekillendiriliyor.

Fairclough'un kitapta ki ana amaci, diskur icindeki degisimlerin toplum icindeki sosyal ve kulturel degisimleri ne derece yansittigini incelemek.

goruldugu gibi pek de ic acici bir kitap degil. o yuzden ben bu kitabin 187. sayfasi ile degil de, son okudugum kitabin 187. sayfasi ile ilgilenmeyi seciyorum, su andan itibaren.

son okudugum kitap: Harry Potter and the Deathly Hallows.

ve bu kitap ile 7 kitaplik muthis bir seruven sona ermis oluyor. nasil da onyargiliydim halbuki onceleri. okumak aklimdan bile gecmiyordu. bir kere herseyden once cocuklar icindi. ama o donem ingiltere'deydim, ve ingiltere, bu kitabin dogdugu yer olarak, baska hic bir ulkenin kapilmadigi bir Harry Potter (HP) cilginligina kapilmisti. Her HP kitabi oncesi, Waterstones (ulkenin onde gelen kitapcisi) onunde uzuuuun kuyruklar olusur, ana haber bultenleri bu cilginlardan bahsederdi. nereden bilebilirdim ki, benim de onlardan biri haline gelecegim.

serinin son kitabi Deathly Hallows, seri icinde favorilerimden olmamasina ragmen, pek cok acidan onem tasiyor. Bir kere tum sirlarin ortaya ciktigi kitap. artik kafamizda bir soru isareti yok. ve en onemlisi, bu kitap bir maceranin sonu.

607 sayfalik kitabi bitirdigimde, kitabin kapagini kapatirken kendimi cok duygusal hissediyordum. sanki arkadaslarimla vedalasmis, onlari uzaklara yolluyordum. bundan sonra bir daha gorusmeyecegimizi, Hogwarts'in yatakhanelerinde sohbet etmeyecegimizi, gece oldu mu gizli gizli Hagrid'e gidemeyecegimizi bilmek ic burkucuydu. daha da kotusu, en sevdigim karakterlerden bir kacini Hogwarts savasinda kaybetmistim. bunu okurken zorunlu olarak ara vermistim kitaba, gozlerimden yaslar dokuluyordu.

187. sayfa...

kitabin baslari sayilir (607 sayfalik oldugunu yazmistim). o yuzden pek bir hareket yok bu sayfada. sayfayi yazmaktansa, nelerden bahsettigini yazacagim.

187. sayfada Harry, Ron ve Hermione Sirius'un evinde saklanmaktalar. Evin elf'i Kreacher artik sahibi Harry ile iliskisini duzeltmis durumda ve cok mutlu. Harry ve Ron bir yandan Kreacher'in onlar icin yaptigi Fransiz tarifli sogan corbasini iciyor (corba cok guzel olmus), bir yandan da konusuyorlar. Evden disari cikamiyorlar cunku ev Death Eaterlar (olu yiyiciler) tarafindan gozetim altinda tutuluyor.

Bu arada bugun okulun ilk gunu ama onlar bu sene okula gidemeyecekler, cunku yerine getirmeleri gereken onemli bir gorevleri var. yine de kendilerini garip (huzunlu) hissediyorlar. Hogwarts Express 6 saat once kalkti ve trenin icinde olmamak onlarda bir eksiklik duygusu yaratiyor. Harry su an trendeki Ginny, Luna ve Neville'i ve neler konusuyor olabileceklerini dusunuyor. derken mutfaga, elinde bir resim cercevesi ile Hermione giriyor.

18 Ekim 2007 Perşembe

rapor

saat 12:18.

Kutuphanedeyim.

Cam kenarinda oturuyorum.

Su an kar atistiriyor.

:)

29 Eylül 2007 Cumartesi

geldim ama...

geldim ama yazmak icin hic enerjim yok.

15 gundur yoktum. zorlayici, hirpalayiciydi. simdi geldim ama beraberimde bin turlu yukle. ne yazmak icin vakit var, ne de keyif. ustelik mevsimsel de degil bu keyifsizlik hali, ne yapacagiz bilmem artik.

bu keyifsizlik hali gecene dek, ben yazmaktan cok diger arkadaslari okuyacagim sanirim.

13 Eylül 2007 Perşembe

nazende'yi bilir misiniz?

bir azeri turkusu hani, ama cok daha ote birsey bence.

oyle bir turkuki, sanki diyorum, bu turkuyu daha cok kisi bilse, dunyada hic kotuluk olmayacak. sanki bu turkuyu bilen biri bir daha asla kotu bir sey yapamayacak. tertemiz, arinmis olacak.

dunyanin haline bakip da, gazetede haberleri okudugumda nasil ki tum umutlarim sonuyorsa, bu turku de benim icin dunyada guzel seylerin de olduguna dair bir kanit. boyle bir turku varsa sayet, dunya kotu bir yer olamaz diyorum...

en cok sevdigim hali aslinda serkan cagri'nin yorumu, ama albumundeki yorumu. oyle guzel calmis ki nazende'yi, geceden sabaha yalnizca onu dinledigim olmustur. uzakta olan sevgiliyi dusunup de efkarlanmak icin birebirdir. o donem oyleydik, ben baska diyarlarda o baska...

youtube'da buldum serkan cagri'nin yorumlarini. ama albumdeki halini bildigim icin, canli performasini sindiremedim icime. o benim sevdigim haline ihanet edip de onu ekleyemedim buraya. bilgisayarimda kayitli olani da buraya nasil ekleyecebilecegimi bilemedim.

ama turku halini de buldum neyseki. o da cok cok guzel. daha farkli serkan cagri'nin yorumundan. ne de olsa serkan cagri arkasinda koca orkestra ile caliyor. turku hali ise, daha bir naif, daha bir nazenin.

firtina dizisinin goruntuleri uzerine eklemisler turkuyu. olsun, olsun da nasil olursa olsun...

bu arada, gunun kelimesi, nazende, narin, ince = tander

sevgiyle,

12 Eylül 2007 Çarşamba

gece=kveld, gunduz=dag

gunun kelimeleri gece-gunduz cunku gecem gunduzum birbirine girmis durumda. ders calisiyorum, tam yumurta kapiya dayandigi anda. ayin ucuncu haftasinda doktora panelim var. panele sunacagim raporlarin son teslim tarihi onumuzdeki pazartesi (17 Eylul). ama pazartesiye kadar vaktim var diyemem cunku pazartesi bir de konferans var, yani sunumuma da hazirlanmam gerek. su an ortada ne bir powerpoint var ne de yazi.

su an kendime cok kizginim. herseyimi hep en son ana biraktigim icin. hep boyleydim ben. bir sekilde programa sokamiyorum kendimi. vaktim genis oldugu zaman hep baska seylerle ugrasmayi seciyorum. ne zaman ki vakit daraliyor ve panik anlarim basliyor, basliyorum calismaya. bilmem, belki de boyle kabul etmeliyim kendimi. kabul etmesem ne olacak ki zaten. yillarca hep 'artik erkenden hazirlanacagim' sozleriyle kandirdim kendimi, durum yine ayni, hep ayni. neyle savasiyorum ki, boyleyim iste.

su paneli sagsalim bir atlatayim, danismanlarim beni baslarindan def etmeden bir kurtulayim, soz artik hep zamaninda hazirlanacagim. sunu bir atlatayim, soz...