8 Ağustos 2007 Çarşamba

Norvec Trondheim'dan ilk izlenimler...


Yaklasik 1 haftalik gozlemlerimden sonra artik sehir hakkindaki izlenimlerimi yazabilirim sanirim. Gozlem deyince hafife almayin ama lutfen, bir sosyolog gozuyle baktim etrafa.
Biz Trondheim'dayiz. Ulkenin 'tarihi baskenti' olarak geciyor Trondheim. Cunku sehir 997'de kurulmus ve burasi Norvec'in ilk baskentiymis. Yeni krallarin tac giyme seremonileri halen burada duzenleniyormus. Teknik universitenin ve arastirma kurumu Sintef'in sayesinde sehir teknolojik acidan oldukca gelismis. Bir de kosmopolit bir yer. Kosmopolit olmasinin nedeni universite elbette. Yabanci ogrencilerin fazlaligi sokaklarda dolasirken anlasiliyor.

Nidelva nehri sehre ayri bir guzellik katiyor. Sehrin duzenlemesi de cok hos. Bir kere rengarenk, cunku evler renk renk; kirmizi, sari, turuncu, mavi ve de cogunlukla keresteden yapilmislar. Kereste evler Trondheim ve Norvec'i diger Iskandinav ulkelerinden ayiran bir ozellik olarak kabul ediliyor. Hatta ulkenin kulturel mirasinin bir parcasi olarak goruluyor. Aslinda haklilar, cunku bu keresteden yapilmis evler, sehre ozgun bir karakter kazandirmis. Rengarenk goruntuleri ise bu soguk ulkeye cok sicak bir hava katiyor. Evlerin dis cepheleri surekli yenilendiginden de yepyeni gorunuyorlar.
Yukaridaki resimde gorulen ise eski balik ambarlari. Bugun ise cogu restoran ve cafe olarak isletiliyor.
Insanlara gelince... Dikkatimi ilk ceken, birbirlerine bakmalari oldu. Ingiltere'de insanlarla goz goze gelmessiniz pek. Ancak kapidan gecerken falan olur goz goze gelmeler (gozgoze gelince de kibarca gulumserler muhakkak). Burada ise insanlar Turkler gibi, birbirlerine bakiyorlar, suzuyorlar muhakkak. Siz farkli gorundugunuz icin degil bu bakislar, herkes herkese karsi oyle.
Herkesin neredeyse mukemmel Ingilizcesi var. Yani dillerini bilmemek hic sorun degil. Gerci havalimaninda, otobus duraklarinda Ingilizce enformasyon az, ama insanlara sorabiliyorsunuz en azindan. Bu cok buyuk bir arti. Ama ayni zamanda dezavantaj da olabilir, eger siz Norvecce ogrenmek isterseniz. Cunku insanlar burada Ingilizce konusmayi cok seviyorlar, ve anlatilanlara gore, siz Norvecce konusmak isteseniz de onlar seve seve Ingilizce konusuyorlar. Bir de sicakkanlilar. Sicakkanlilik Akdeniz insanlarinin tekelindeymis gibi gelir ya bize, yok oyle bir sey! Iklimlerle insanlarin yakinligi arasinda bir bag kurmaktan vazgecmeliyiz sanirim. Yanlis yonlendirebiliyor bu tur kaniksanmis ifadeler.

Ingilizce demisken, adim basi gazete bayii ve Ingiliz gazetelerinin (Guardian'dan tutun da Independent'a, Daily Telegraph, Daily Mirror'a kadar) pek cogunu bulabiliyorsunuz. Amerikan, Fransiz ve Ispanyol gazeteleri de var bolca, ama ben Ingiliz gazetelerini gorunce cok sevindigim icin onlari yazdim once. Hurriyet ise yok. Sanirim Oslo'da ki buyuk bayiilerde bulunabilir o. Gerci internetten okuyoruz artik gazeteleri ama insan bazen gazetenin kendisini eline almak, oyle okumak ister ya, o yuzden cok sevindim ben, ozellikle The Independent'i gazete standinda gorunce.
Gazetelerin yani sira unlu Ingiliz, Amerikan haber dergileri de yine ayni bayiilerde. Bu arada, Harry Potter The Deadly Hollows 199 norvec kronu!
Havanin nasil oldugundan daha once bahsetmistim. Agustos ayindayiz ve hava sicak. Ama sicak derken, gercekten sicak. Surekli hareket halindeyseniz bunaltabiliyor da. Biz gecen hafta nehir kenarinda bir yerde oturduk ogle yemegi icin, ve esimin yuzu yaklasik 1 saat icinde gunesten kizardi. Ancak ani hava degisikliklerine de sahit olduk. Yagmur beklenmedik bir anda baslayabiliyor ve hava sicakligi bir anda 5 derece gibi dusebiliyor. Kisin ise Gulf Stream sayesinde ulkenin ic bolgelerine nazaran daha yumusak bir kis yasaniyormus.
Bir de dikkatinizden kacmayacak sekilde temiz bir havasi var. Nefes alirken farkedebiliyorsunuz havanin daglardan geldigini ve temizligini. Dag demisken, Norvec oldukca daglik bir yer. Bizim bulundugumuz yer de ulkenin daglik yerleri arasinda.
Insanlar inanilmaz derecede sportif. Bisiklet cok onemli bir ulasim araci. Kisin dahi islerine bisikletle gidip geliyorlar. Kar lastigi kullaniyorlar elbette bisikletleri icin. Evleri ile is yerleri arasinin otobus ile 30 dakika olmasini 'cok uzak' diye nitelendiriyorlar. Toplu tasima araclarina binmeyip surekli yurudukleri ya da bisiklete bindikleri icin 30 dakika onlar icin fazla bir mesafe.
Daglik bir yer olmasi, engebeli ve dolayisiyla sehir icinde yokuslarin da olmasi anlamina geliyor. Bisikletler icin sorun oluyor mu derseniz, hayir. Bazi yokuslarin baslarinda, bisikletinizin tekerlegine baglayip sizi yukari cikaracak, aparat mi diyim ne diyecegimi bilemedigim bir seyler var. Bunlarin da fotograflarini ekleyecegim elbette ilerleyen gunlerde.
Norvec kanunlarinda calisan anne pek cok acidan korundugu icin, insanlar cok cocuklu. Hatta etraftaki cocuklarin fazlaligi her seferinde dikkatimi cekiyor. Bir de gunumuz haberlerinde anne-baba olma yasinin her yerde oldugu gibi Iskandinav ulkelerinde de yukseldiginden bahsedilir. Ancak benim gozlemledigim anne babalar genelde 30'undan once anne-baba olmusa benziyorlar. Dolayisiyla gazetelerde okudugum haberlere pek katilamayacagim ben.
Izlenimlerime daha sonra devam etmek uzere bu yaziyi burada noktalayacagim. Ama ondan once bir de kutuphane icinde yaptigim gozlemlerinden de bahsetmek istiyorum.
Su an sehrin halk kutuphanesindeyim. Halk kutuphanesi deyince insan eski ve bakimsiz bir yer dusunuyor. Ne bileyim en azindan bizim Milli Kutuphane vardir, icinde asla aradigim seyi bulamadigim. Neyse, buradaki halk kutuphanesinin sorunu yepyeni ya da sundugu olanaklar degil, bu kadar guzel olmasi.
Kutuphane 1902'de kurulmus. 1712 yilindan kalma belediye binasi da kutuphanenin bir parcasi olmus. 1988'de ise eski yapiya yeni ve modern bir bina eklenmis. Bugun kutuphane islemlerinin cogu bu yeni binada gerceklesiyor. Ayrica kutuphanenin eski binasinda da ortacag doneminden kalma kilisenin tarihi kalintilari sergileniyor. Kisacasi, yeni ve eski cok hos bir sekilde bir araya getirilmis.
Anlatmakla olacak gibi degil. Buranin da bir fotografini cekmem gerekecek zamani gelince.

6 Ağustos 2007 Pazartesi

bir onceki post'umda havanin kacta aydinlandigini henuz goremedim demistim ya... dun gece saat sabah 4'te uyandigimda hava aydinlikti :). superrrr

5 Ağustos 2007 Pazar

Hei!

Norvecteyiz.

Insanlarin en sIk sordugu soru: Hava nasil? Hava bir sicak bir soguk. 21 derece oldugunu da gorduk. Ama bir anda yagmur baslayip hava sicakligi 5 derece birden de dusebiliyor. Semsiyenin ve montunun surekli yaninda olmak zorunda oldugu bir yaz.

Bir de bu havaya yaz diyorlar, garip geliyor bana. Ben kendimi yaz bitmis gibi hissediyorum, ama agustosun basinda oldugumuz hatirlatilinca 'aaa evet' diyorum.

Hava saat 23'te karariyor. Gunun kacta aydinlandigini henuz goremedim.

Hala otelde kaliyoruz. Carsambadan beri evleri geziyoruz. Dun gezdigimiz bir evde karar kildik sonunda. Hafta icinde tasinmayi planliyoruz.

Tasinacagimiz ev tepe bir yerde. Tum sehir gozlerinin onunde, harika bir manzara. Ama benim sordugum ilk soru, kisin bu yol nasil cikiliyor? Ingiltere'de yokus olmamasina alismis, Turkiye'de de yollarin kardan tikanmasina takmisim tabi. Yokus ve kari birarada dusununce elimde degil, endiseleniyorum. Insanlar anliyorlar gozlerimdeki endiseyi. Kisin cok da kotu degil diyorlar. Onlar icin cok da ekstrem bir durum degil tabi kar yagmasi. Yaz kis bisiklete biniyor ya da yuruyor bu insanlar, anlattiklarina bakilirsa. Bense hala nasil nasil diye soruyorum. Onlarda endiselenme diyorlar. Ben yine nasil nasil diye soruyorum.

Geldigimizden beri cok yorulduk. Bu pazar gununu tembel geciriyoruz. TV'de Formula 1'i seyrettik. Simdi de komik birseyler var mi diye TV'yi karistiriyoruz.

Hele bir tasinalim, hemen haber verecegim.

har en hyggelig helg!

26 Temmuz 2007 Perşembe

yaz aksamlari..

istanbul'dan ayrilmaya 5 gun kaldi. durum her zamanki gibi. ne zaman bu sehirden gidecek olsam sehir gozume daha bir guzel gozukuyor.

aksamlari sahile inip deniz kenarinda cay iciyoruz. yaz aksamlarinin o rahatligi vardir ya hani... pufur pufurlugu.

elinde dondurmasi sahilde yuruyenler ya da cay bahcesinde cay icenler. sanki gunduzleri bu kadar rahat degiliz. sanki karanlik olunca daha az gorunur oluyor ve rahatliyoruz.

gec saatlere kadar caddelerin insanlarla dolu olmasini cok seviyorum. ben iceri girsem bile orada hala insanlarin oldugunu bilmek cok guzel. oyle olunca daha rahat uyuyabiliyorum. sanki daha bir guvenliymis gibi...

19 Temmuz 2007 Perşembe

Nasildir ki Norvec?

Iskandinav ulkelerine hep uzak tuttum kendimi. Ingiltere bile soguktu baslangicta. Hatta Iskocya'yi bile disladim soguk oldugu icin. Edinburgh benim kuzey sinirimdi. Ondan kuzeyi benim icin soguk ve yasanilacak yerler degildi. Highlands ise ne kadar guzel olursa olsun, gider 2 gun kalir donersin. Yasanmaz oralarda, donarsin.

Turistik olarak gezilecek yerler asil kita Avrupasi'ndaydi benim icin (Ingilizler kita Avrupa'si derler Avrupa'ya. Cunku onlara gore kendileri Avrupa'dir, digerleri ise kita Avrupasi). Benim kita Avrupasi'ndan kastim ise Orta ve Dogu Avrupa. Iskandinavlar dahil degiller yani benim bu kisitli Avrupa anlayisima.

Degiller cunku soguk yerler oralar, sevmem ben soguk yerleri, gidemem oraya. Yasadigin yer gunesli olacak, sicak olacak, Akdeniz olacak. Dedim ya, Ingiltere de soguktu baslangicta ama neyse ki iklimler degisiyordu da (neyse ki mi?!?) 30 dereceleri gormek olagan olmustu orada bile. Hatta Lancaster'da 36 dereceyi bile gordum ben, elimde kanitim da var (hava sicakligini gosteren dijital saatin Lancaster'daki odamda cekilmis fotografi).

Ama derler ya, ne zaman buyuk konussan basina gelir diye. Iskandinav ulkelerinden birine gitmekle kalmaz, hem de en kuzey yerlesim birimine gitmek zorunda kalirsin.

Norvec Trondheim'dan bahsediyorum.

Yol gozuktu bize. Kutba gidiyoruz.

Bu kadar soyleniyorum ama gorundugum kadar negatif degilim. Biliyorum ki insan icinde bulundugu her duruma alisiyor. Biliyorum ki uyum saglayacagiz ve hatta (insallah) sevecegiz oralari. Onemli olan nerede oldugun degil, nerede kiminle oldugun. Ogrendim ben bunu. O yuzden de bekliyoruz heyecanla, Norvec ile tanisacagimiz Agustos ayini. Hem belki Agustos olmasi da iyidir, yumusak bir gecis yapmis oluruz kutup soguklarina.

18 Temmuz 2007 Çarşamba

dondum...



donmadim, dondum. o ve u'nun noktalari var.

40 gundur sadece denizin ve ormanin oldugu bir yerdeydim. birde ayciceklerinin... belki de siz onlara gunebakan diyorsunuzdur.

fotograftaki goruntu de 40 gun boyunca odamdan seyrettigim manzara.

40 gun boyunca hayatimdan pek cok sey eksikti. kargasa, karmasa, gurultu, telas, sikinti, stres, kosusturmaca, kizginlik vs.

unutmusum boylesine dingin olmayi. dingin. bunu anlatan en iyi kelime bu.

istanbul'a dondugumde geride biraktigim tum olumsuzluklarin eski yerlerinde durmakta olduklarini gordum.

ama ilgilenmedim. yok dedim, hemen kalkanlari indirmek yok. dingin geldim, bir kac gun daha dingin devam edecegim. ta ki bu sehir beni cileden cikartmayi basarana kadar.

hem oyle gorunuyor ki cok da vakti kalmadi. yoksa agostos'ta norvec'e mi gidiyorum?!

6 Haziran 2007 Çarşamba

bir suredir yazmiyorum.

bugunlerde,
yazmaktan cok
okuyorum,
izliyorum.

okuduklarimda guzel olunca,
ben ayrica yazma geregi duymuyorum.

bu yazdigim da siir degil
duz yazi.

ama duz yazmayinca,
siir sandi kendini