5 Ağustos 2007 Pazar

Hei!

Norvecteyiz.

Insanlarin en sIk sordugu soru: Hava nasil? Hava bir sicak bir soguk. 21 derece oldugunu da gorduk. Ama bir anda yagmur baslayip hava sicakligi 5 derece birden de dusebiliyor. Semsiyenin ve montunun surekli yaninda olmak zorunda oldugu bir yaz.

Bir de bu havaya yaz diyorlar, garip geliyor bana. Ben kendimi yaz bitmis gibi hissediyorum, ama agustosun basinda oldugumuz hatirlatilinca 'aaa evet' diyorum.

Hava saat 23'te karariyor. Gunun kacta aydinlandigini henuz goremedim.

Hala otelde kaliyoruz. Carsambadan beri evleri geziyoruz. Dun gezdigimiz bir evde karar kildik sonunda. Hafta icinde tasinmayi planliyoruz.

Tasinacagimiz ev tepe bir yerde. Tum sehir gozlerinin onunde, harika bir manzara. Ama benim sordugum ilk soru, kisin bu yol nasil cikiliyor? Ingiltere'de yokus olmamasina alismis, Turkiye'de de yollarin kardan tikanmasina takmisim tabi. Yokus ve kari birarada dusununce elimde degil, endiseleniyorum. Insanlar anliyorlar gozlerimdeki endiseyi. Kisin cok da kotu degil diyorlar. Onlar icin cok da ekstrem bir durum degil tabi kar yagmasi. Yaz kis bisiklete biniyor ya da yuruyor bu insanlar, anlattiklarina bakilirsa. Bense hala nasil nasil diye soruyorum. Onlarda endiselenme diyorlar. Ben yine nasil nasil diye soruyorum.

Geldigimizden beri cok yorulduk. Bu pazar gununu tembel geciriyoruz. TV'de Formula 1'i seyrettik. Simdi de komik birseyler var mi diye TV'yi karistiriyoruz.

Hele bir tasinalim, hemen haber verecegim.

har en hyggelig helg!

26 Temmuz 2007 Perşembe

yaz aksamlari..

istanbul'dan ayrilmaya 5 gun kaldi. durum her zamanki gibi. ne zaman bu sehirden gidecek olsam sehir gozume daha bir guzel gozukuyor.

aksamlari sahile inip deniz kenarinda cay iciyoruz. yaz aksamlarinin o rahatligi vardir ya hani... pufur pufurlugu.

elinde dondurmasi sahilde yuruyenler ya da cay bahcesinde cay icenler. sanki gunduzleri bu kadar rahat degiliz. sanki karanlik olunca daha az gorunur oluyor ve rahatliyoruz.

gec saatlere kadar caddelerin insanlarla dolu olmasini cok seviyorum. ben iceri girsem bile orada hala insanlarin oldugunu bilmek cok guzel. oyle olunca daha rahat uyuyabiliyorum. sanki daha bir guvenliymis gibi...

19 Temmuz 2007 Perşembe

Nasildir ki Norvec?

Iskandinav ulkelerine hep uzak tuttum kendimi. Ingiltere bile soguktu baslangicta. Hatta Iskocya'yi bile disladim soguk oldugu icin. Edinburgh benim kuzey sinirimdi. Ondan kuzeyi benim icin soguk ve yasanilacak yerler degildi. Highlands ise ne kadar guzel olursa olsun, gider 2 gun kalir donersin. Yasanmaz oralarda, donarsin.

Turistik olarak gezilecek yerler asil kita Avrupasi'ndaydi benim icin (Ingilizler kita Avrupa'si derler Avrupa'ya. Cunku onlara gore kendileri Avrupa'dir, digerleri ise kita Avrupasi). Benim kita Avrupasi'ndan kastim ise Orta ve Dogu Avrupa. Iskandinavlar dahil degiller yani benim bu kisitli Avrupa anlayisima.

Degiller cunku soguk yerler oralar, sevmem ben soguk yerleri, gidemem oraya. Yasadigin yer gunesli olacak, sicak olacak, Akdeniz olacak. Dedim ya, Ingiltere de soguktu baslangicta ama neyse ki iklimler degisiyordu da (neyse ki mi?!?) 30 dereceleri gormek olagan olmustu orada bile. Hatta Lancaster'da 36 dereceyi bile gordum ben, elimde kanitim da var (hava sicakligini gosteren dijital saatin Lancaster'daki odamda cekilmis fotografi).

Ama derler ya, ne zaman buyuk konussan basina gelir diye. Iskandinav ulkelerinden birine gitmekle kalmaz, hem de en kuzey yerlesim birimine gitmek zorunda kalirsin.

Norvec Trondheim'dan bahsediyorum.

Yol gozuktu bize. Kutba gidiyoruz.

Bu kadar soyleniyorum ama gorundugum kadar negatif degilim. Biliyorum ki insan icinde bulundugu her duruma alisiyor. Biliyorum ki uyum saglayacagiz ve hatta (insallah) sevecegiz oralari. Onemli olan nerede oldugun degil, nerede kiminle oldugun. Ogrendim ben bunu. O yuzden de bekliyoruz heyecanla, Norvec ile tanisacagimiz Agustos ayini. Hem belki Agustos olmasi da iyidir, yumusak bir gecis yapmis oluruz kutup soguklarina.

18 Temmuz 2007 Çarşamba

dondum...



donmadim, dondum. o ve u'nun noktalari var.

40 gundur sadece denizin ve ormanin oldugu bir yerdeydim. birde ayciceklerinin... belki de siz onlara gunebakan diyorsunuzdur.

fotograftaki goruntu de 40 gun boyunca odamdan seyrettigim manzara.

40 gun boyunca hayatimdan pek cok sey eksikti. kargasa, karmasa, gurultu, telas, sikinti, stres, kosusturmaca, kizginlik vs.

unutmusum boylesine dingin olmayi. dingin. bunu anlatan en iyi kelime bu.

istanbul'a dondugumde geride biraktigim tum olumsuzluklarin eski yerlerinde durmakta olduklarini gordum.

ama ilgilenmedim. yok dedim, hemen kalkanlari indirmek yok. dingin geldim, bir kac gun daha dingin devam edecegim. ta ki bu sehir beni cileden cikartmayi basarana kadar.

hem oyle gorunuyor ki cok da vakti kalmadi. yoksa agostos'ta norvec'e mi gidiyorum?!

6 Haziran 2007 Çarşamba

bir suredir yazmiyorum.

bugunlerde,
yazmaktan cok
okuyorum,
izliyorum.

okuduklarimda guzel olunca,
ben ayrica yazma geregi duymuyorum.

bu yazdigim da siir degil
duz yazi.

ama duz yazmayinca,
siir sandi kendini

12 Mayıs 2007 Cumartesi

bugun.. abim, ilkokul ogretmenim, iskelede kahvalti, orhan pamuk

erken bir cumuartesi sabahi. kahvaltida iskele bufe'deydik. bir de sabahin o erken saatlerinde ilkolul ogretmenimi gordum. Yenikoy Ilkokulu benim ilkokulum. Ilkokul ogretmenim de simdi o civardaki bir kirtasiyeyi isletiyor. abimi ve esini bekliyordum kirtasiyenin onunde. henuz kapaliydi. ben hala beklerken geldi ogretmenim dukkanini acmaya. beni gordu, gulumsedi. konustuk, sohbet ettik. bir kac ay once oglunun bir trafik kazasinda vefat ettigini biliyordum ama bassagligi dileyemedim. ne bileyim, iyi ve mutlu gorunuyordu, acisini tazelemek istemedim. bilmiyormus gibi, havadan sudan bahsettik. ben neseli seylerden bahsetmeye calistim, o da gulumsedi. o gulumseyince ben de sevindim.

sonra geldi abimler. "Abimi hatirliyor musunuz" dedim. "Hatirliyorum ama abin ne kadar buyumus" dedi :). Abim benden iki sinif buyuktu. Ben okulda hastalandigimda, ogretmenim bir arkadasimi abimin sinifina yollar, onu cagirtir ve beni onunla eve yollardi. sadece iki yas buyuk ama abi iste, canim yaa.

Oradan iskele bufe'ye gidip kahvalti yaptik. denize baktik. gazete almamistik. abim orhan pamuk'tan kesitler okudu.

okudugu bolumde orhan pamuk henuz cocuk. annesi ve abisiyle birlikte anneannesini ziyarete gidiyorlar. annesi anneannesiyle konusurken, orhan da abisiyle 'alt mi ust mu' oynuyor. hani eskiden meshurlarin fotografli kartlari biriktirilirdi. her kartin bir numarasi olurdu, bunlarla oyun oynanirdi. orhan da abisiyle bunu oynuyor. ama orhan hep kaybediyor, abisi hep kazaniyor. orhan'in kartlarini abisi kazaniyor. abisi "aglamak yok" diyor. orhan agladi aglayacak ama tutuyor kendini. "Yutkunamiyorum" diyor. o cocukluk ruhunun icinde onun icin o an en buyuk aci bu, kartlarini abisine kaybetmek. "Su an baska bir yerde baska bir zamanda olsaydim" diyor. acisi bu denli buyuk. annesinin derdi bambaska, o da kederli kederli otobusun camindan disari bakiyor, orhan da.

ben de kucukken bir keresinde abimin tufegini bozmustum. abim hem cok kizmis hem de cok uzulmustu. ben de uzulmustum, cunku isteyerek bozmamistim.

8 Mayıs 2007 Salı

5 film birden

Hafta sonu yaptigim genelde film izlemekti. Toplam 5 film. Bir gunde 3 sinema filmini ardarda izleyen biri olarak oyle cok da buyuk bir rakam degil bu. Ama fena da degil iste.

Yillar sonra ilk defa sinemaya yalniz gittim. Universitedeyken cok severdim sinemaya yalniz gitmeyi. Bir de bos sinema salonlarini daha cok sevdigimden, gunduz vaktinde giderdim. Yine oyle yaptim ama hafta sonu oldugu icin kalabalikti. Soyle hafif, cok derin dusundurmeyecek, eglendirici bir kadin filmi olsun istedim, elimde kahvem Because I Said So'ya girdim. Ben Diane Keaton'li her filmi severim, Annie Hall'dan Somethings Gotta Give'e kadar hepsini sevdim. Bu filmi de sevdim. Film anne-kiz iliskisi uzerine kurulu. Bu yuzden anneler gunu oncesinde anneyle seyredilecek guzel bir film de olabilir. Gerci filmden ciktiktan sonra aklinizda film ile ilgili hic bir sahne kalmiyor. Ama ben de oyle olsun istemistim. Hafif ve eglenceli olsun yeter. Bir de filmde oyle biri var ki... Esas oglanimiz Gabriel Macht. Acaip fiyakali bakiyor ve de fiyakali gulumsuyor (bkz. yukaridaki fotograf).

Bir diger film ise Premonition (Siradisi). Filme oyle cok bayilmadim ama sanirim filmin fikrini sevdim. Sandra Bullock film sonunda olacaklari degistiremedi, kadere karsi koyamadi, ama en azindan kocasini kaybetmeden once onunla olan iliskisini duzeltti, ona onu sevdigini soyleyebildi. Hayatta onemli olan da bu degil midir? Kimseyle kus kalmamali derler. Soylenmesi gereken seyleri ertelememeli, sonraya birakmamali. Hayatta ne zaman ne olacagi belli olmaz...

Ucuncu film, DVD'de Kiss Kiss Bang Bang. Guldugum sahneler oldu ama o kadar. Su an dusundugumde film hakkinda pek bir sey hatirlamiyorum. Pek bir etki birakamamis. Bir diger film ise TV'de Bandidas. Penelope Cruz ve Selma Hayek acemi kovboy rollerinde acaip eglendiriyorlar. Hos vakit gecirmek icin birebir. Sonuncu filmi ise hatirlamiyorum. :) Tek hatirladigim Patrick Swayze vardi, Rusya'daydi, kizini ariyordu, askerler vardi ve de film 3 saatti. Ama filmin adi neydi hatirlamiyorum. Ya da hatirlamak bile istemiyorum. O kadar kotuydu yani...